İçeriğe geç

İngiltere’de Yaşam Üzerine – Bölüm 1

Gerek web sitem gerekse diğer kanallardan İngiltere’de yaşam ile ilgili oldukça çok soru alıyorum. Özellikle “İngiltere’de nasıl iş bulabilirim”, “Yurt dışında gerçekten Türklerden uzak mı durmalıyız”, “İngiltere’ye tek mi gelmeliyim yoksa ailemi de getirmeli miyim”, “Londra pahalı mı? Londra’da yaşanır mı, iş nasıl bulurum” gibi can alıcı sorular oluyor. Bu sorulara elimden geldiğince yanıt olmaya çalışacağım.

Muhtemeldir ki oldukça uzun olacağı için bir kaç bölümden oluşacak bu yazım.

İngiltere hakkında yazdığım diğer yazılara buraya tıklayarak erişebilirsiniz.

Bu yazı dizimde yazacaklarım sizi az biraz korkutabilir. Ancak konuyu olumsuzluk ekseninden değil de tecrübe ekseninden görürseniz sizin için daha yararlı olacaktır. Zira herkes güzel şeylerden bahseder, önemli olan sizlerin karşılaşacağı gerçeklere sizleri hazırlamak.

Umarım işleriniz her zaman zorluk çekmeden istediğiniz gibi gider.

İngiltere’de Yaşam Nasıl?

Biraz genel bir soru, önden az biraz açıklama ile konuya sizi ısındırayım.

Zevkli, sakin bir hayat sizi bekliyor diyebilirim ancak pek kolay bir hayat olduğunu söyleyemem. Burada yaşamak için önceliklerinizi iyi belirlemeniz şart. Eğer İngiltere’ye ilk kez geliyorsanız bir süre turist etkisi ile pembe bir hayat yaşayacaksınız. Her köşe başında gördüğünüz İngiliz evleri, uçsuz bucaksız yemyeşil parklar, İngiltere’ye özgü çift katlı otobüsler, taksiler ve diğer simgeler bir süre sizi mutlu edecektir.

Özellikle yeni geldiğinizde, ki bir iş bulmadan gelmişseniz muhtemelen Ankara Anlaşması vizesi ile gelmişsinizdir, bu etki işlemlerinizi bitirene ve banka hesabı açma, ev / iş bakmaya başlayana kadar devam eder. Ancak banka hesabı açmak için kırk takla atmaya başlamanız, ev tutmak için türlü peşin ödeme yöntemlerine girişmeniz, finansal geçmişinizin olmaması yüzünden ev kiralayamamanız, küçücük bir oda kiralamak için bile en az 6 aylık peşin istenmesi ve iş başvuruları yaptığınızda size dönüş yapan “Recruiter”lar ile telefonda yapacağınız bol “sorry, i don’t understand you, please repeat” konuşmalarından sonra işin rengi değişmeye başlayacaktır.

Eğer bu kısır döngülerden kurtulur da bir şekilde ev / iş sahibi olursanız (ki burada kendi profesyoneli olduğunuz işlerden bahsediyorum, diğer işler kısmına bir sonraki bölümlerde değineceğim) hayat biraz daha anlamlı hale gelebiliyor.

İngilizce Şart mı?

🙂 Evet şart, üzgün muhtemelen “yok ya, cidden bak bilmesen de olur ne insanlar İngilizce bilmeden yaşıyor burada” gibi bir cümle bekliyorsunuz ama maalesef. Hatta mümkünse İngiliz aksanı olanından edinmelisiniz. Çünkü Türkiye’de her ne kadar İngilizce eğitimin “Mr. Brown ve Mrs. Brown”ın ötesine geçememiş büyük bir kitle olsa da, bu barajı aşanlar bile İngiltere’deki dinlemelerde oldukça zorlanacaklardır. Hatta size şöyle söyleyeyim, bizim İngilizce hocamız orijinal İngiliz olmasına rağmen bize “ben bile bazen kendi akrabalarımın telaffuzlarını anlamıyorum” demişti.

Eğer ingilizce seviyeleri “Mr. Brown ve Mrs. Brown” seviyesinde olup da CV’sinde İngilizce seviyesi “orta-iyi” olanlardan değilseniz yani gerçek manada konuşma, dinleme, okuma ve yazma seviyelerinde olduğu gibi 4 beceri seviyesinde “orta-iyi” düzeydeyseniz bu adaptasyonu bir, bilemediniz iki ay içinde sağlarsınız.

Ancak özellikle konuşma ve dinleme kısmında bir pratiğe sahip değilseniz o zaman yapacağınız telefon görüşmeleriniz sizin için ızdırap olmaya başlayacaktır, ki İngiltere’de hemen her şey telefon ve posta ile yürür.  En basitinden banka hesabı için bir sorun yaşadığınızda, internet / gsm aboneliği aşamalarında, iş bulmak için ilk etap olan recruiter’lar ile telefon görüşmelerinde bu sorun ile yüz yüze geleceksiniz.

Bir de burada o kadar çok aksan duyacaksınız ki hangisine nasıl alışacağınıza şaşıracaksınız. Özellikle kuzeye doğru çıktıkça aksanların daha da ağırlaştığını, yüz yüze bile olsa anlama oranınızın daha da düştüğünü göreceksiniz. Ama yine de korkmayın, bir temeliniz ve İngilizce iletişim deneyiminiz varsa alışmanız çok uzun sürmeyecektir.

Gelelim “benim hiç İngilizcem yok” ya da “çok az biliyorum” diyenlere. İşte bu grup maalesef İngiltere’de tehlikeli olan kategorideki insanlar bana göre. Çünkü bu durumda işlerinizi kendiniz halledemeyecek ve buradaki bir çok Türk gruba çekileceksiniz. Bu sizin için sonun başlangıcı olabilir, detayları aşağıda vereceğim.

Ancak şunu da bilmenizi isterim ki, burada herhangi bir yerdeki bir çalışan İngilizce bilmemenizi sorun etmez, bilakis gayet normal karşılar ve size elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışır. Bu konuda sorunlu tiplerle çok nadir karşılaşırsınız.

Peki İngilizce Kursuna Gitsem Öğrenemem mi?

Elbette öğrenirsiniz, sonuç itibari ile burası İngilizce’nin ana vatanı ve bir dili en iyi ana vatanında öğrenirsiniz. Ancak bana kalırsa asla ve asla “oraya gidince hallederim”, “nasılsa orada bir kursa yazılırım öğrenirim”  gibi düşünceleriniz olmasın. Mümkün mertebe işin büyük kısmını Türkiye’de çözün derim. Başlığa girişte yazdığım gibi “abi burada ne adamlar var gram ingilizce bilmeden geçiniyorlar, ya da bak bu adam bile öğrenmiş sen mi yapamayacaksın come onnnnn… ” diyenlere kulak asmayın siz.

Eğer sağlam bir temel ve bir tecrübeniz yoksa, burada bir kursa giderek ingilizcenizi hemen geliştiremezsiniz. Bu iş oldukça uzun bir süreye yayılacaktır. Hele ki bireysel gayret göstermez ve gün içinde bu dili kullanmazsanız bir kaç sene zor zamanlar yaşayacaksınız bunu bilin derim.

Buradaki kurslar da dünyanın her yerinde olduğu gibi paranıza göre. “N’olacak canım, sonuçta orası İngiltere gider bir kursa öğrenirim” gibi bir durum yok. Burada bir çok kurs Türkiye’den farklı değil. Hatta önünüze koyacakları kitaplar bile aynı. Farklı olan tek şey sınıftaki öğretmen ve sınıf arkadaşlarınız. Şanslı iseniz dersinize giren öğretmen native olur. Zira buradaki kurslarda bile native öğretmen bulmak çok kolay olmuyor; Brezilyalısından Arjantinlisine hatta Japonuna kadar var. Haricinde sınıfınızdaki öğrencilerin çoğunun çinli/koreli ve arap olduğunu göz önüne alırsanız olayın vehametini anlayabilirsiniz.

Bu nedenle sizin buraya geldiğinizdeki seviyeniz, gidilecek kursun eğitmen durumu, öğrenci ve etkinlik kalitesi  gibi parametreler çok önem taşıyacaktır.

Londra mı yoksa başka bir şehir mi?

Bu İngiltere’de yaşam ile ilgili en çok sorulan sorulardan biri ve size / durumunuza bağlı bir durum. Yani profesyonel mesleğiniz, cebinizdeki paranız ve buraya kimlerle geldiğiniz üçlemesinin karışımı.

Eğer benim gibi yazılımcı iseniz ya da IT alanında iseniz bu durumda Londra ve yakın çevresi sizin için ideal olacaktır. Başka şehirlere yönelirseniz bu kesinlikle iş bularak olmalı. Yoksa macera arayarak iş bulmadan gideceğiz başka bölgeler sizi bir süre sonra büyük bir boşluğun içine düşürecektir.

“Yazılımcı ya da IT alanında iseniz Londra” dedim ancak burada bazı kriterleri de göz önünde bulundurmalısınız. Mesela İngilizce seviyeniz, iş bulana kadar geçiminizi sağlayacak cebinizdeki para miktarı ve buraya kimlerle geldiğiniz.

Eğer tek başınıza gelmişseniz işiniz bir miktar daha kolay olacaktır. Çünkü herhangi bir semtten herhangi bir oda kiralayıp kendinizi düzlüğe çıkarana kadar bu süreci geçirebilirsiniz. Ancak eşiniz ile geldiyseniz ve üstüne bir de çocuğunuz varsa o zaman işler cebinizdeki para miktarına bakıyor. Çünkü tutacağınız yer bir oda olamaz, hele ki çocuk varsa zaten Council (belediye) buna izin vermeyecektir. “Belediye ne karışır kardeşim” diyenleriniz olabilir, onu da şöyle söyleyeyim: burada belediyelerin oldukça geniş yetkisi var. Eğer bir çocuğunuz varsa onun ayrı odası olmak zorunda.

Şöyle basit bir örnek vereyim. Eşiniz ile geldiniz, bir oda kiraladınız mutlu mesut yaşıyorsunuz. Bu arada eşiniz hamile kaldı, çocuk da gelmek üzere. İşte işler burada başlıyor; o çocuk doğmadan önce en az “1 bedroom” bir eve çıkmanız zorunlu. Bunun için hem belediyeden hem de sağlık kuruluşundan denetleneceksiniz.

Özellikle Londra gibi bir yerde de “1 bedroom” bir ev şöyle suç oranı düşük olsun, eli yüzü düzgün olsun dediğiniz bir semtte vergiler hariç £1500’dan başlar, ayrıca buna ek olarak bölgenin kalitesine göre council tax (belediye vergisi) eklenir ki o da £150-200 civarı olacaktır. Buna  Elektrik, su, gaz, internet faturalarını da eklediğinizde Londra’da 3 kişilik bir aile için ev kirası ve sabit giderleri için (market alışverişi hariç) en az £2000’u gözden çıkarmanız gerekir. Tabi market giderleri kişiden kişiye değişmekle birlikte 3 kişilik bir ile için aylık ortalama £250-300 olacaktır.

Maliyetle ilgili hesaplama tablosunu 2. ya da eğer yazı uzarsa 3. yazımda vereceğim.

Ancak şöyle bir opsiyon da belirleyebilirsiniz, Londra’nın bir az dışındaki bölgelerde kalabilir, günlük tren ile şehre inebilirsiniz. Merkezden uzaklaştıkça, belirli semtler hariç (Richmond, Bromley, vb.) ev fiyatlarının düştüğünü göreceksiniz, yol masrafını da ona göre hesaplamanızda fayda olacaktır. Çünkü ikisinin arasındaki dengeyi iyi kurmakta fayda var.

Evet, şimdilik İngiltere’de yaşam konumuza burada bir es verelim…

İkinci bölümde Londra’da yaşamı biraz daha açacağım ve Londra dışında yaşama, İngiltere’deki Türk gruplarının yapısına değineceğim…

Sağlıklı kalın.

5 4 votes
Article Rating
Tarih:İngiltere'de Yaşam
Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Emre K.
Emre K.
14 gün önce

Merhaba Volkan Bey,

Öncelikle bu site, yaptığınız bilgilendirmeler ve emeğiniz için teşekkür ederim.
Eşimle Ankara anlaşması dahilinde Londra’ya gelmeyi planlıyoruz. Benim başvurum ile geleceğiz o da dependant olacak. Türkiye’de mali müşavirlik (smmm) ruhsatım var ve bu belgenin ingilteredeki dengi olan ACCA belgesini almak için süreçlerim devam ediyor. Bildiğim kadarıyla ACCA alana kadar bookkeeping hizmeti verebiliyorum. Acaba hali hazırda bookkeeping hizmeti veren bir tanıdığınız var ise, kendisiyle iletişim kurmam için bana destek olabilir misiniz? Aklımda, sormak istediğim birkaç soru var. Şimdiden çok teşekkürler.

Selamlar.

2
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x